Maraz-Hande Altaylı

 2553-Maraz.jpgHande Altaylı’nın ikinci kitabını çok merak ediyordum. Yazarın ilk kitabı “Aşka Şeytan Karışır” akıcı, sade, herkesin yaşadığı yaşayabileceği konuları hiç yormadan anlatan dili ile dikkat çekiciydi. “Ünlü bir adamın eşi kitap yazmış, kitabın adında da Aşk-Gizem var, piyasa işi olmuş” diye elime almış, başlayınca bırakmak istemeden, bir solukta okumuştum ilk kitabını. İkinci kitabı “Maraz”ı ise çok merak etmeme rağmen, alınmış ve okunmayı bekleyen kitaplar yüzünden bir türlü almıyordum. Merak ettiğim bir akademik yayınla birlikte dayanamayıp aldım internetten.

İmge Kitabevi’nin online satışını hiç kullanmamıştım daha önce, bilgilendirme mailleri, söyledikleri zamanda ulaştırmaları ile online satışları da gönlümü kazandı. 29 Haziran akşamı siparişini verdiğim kitap 1 Temmuz 2009 günü elime ulaşmıştı.

Yeni başladığım ve okumakta olduğum kitabı (Elif Şafak – Aşk) bırakarak birkaç sayfa okumak üzere elime aldım dün.  Sayfaları çevirdikçe elimden bırakamadım. Uzun bir aradan sonra ilk kez aynı gün elimden bırakmadan 3-4 saatte bir kitap bitirdim… 2 Temmuz 20:00 – 23:50 arası başka bir dünyada geçti. Sanki hemen benim içimde, yok hayır arkadaşımda, hemen karşıda Cihangir’de, hemen içimde yüreğimde geçiyor gibiydi kitap.

“Bazen hayatın sigortası atar; ışıklar söner ve her yer karanlığa gömülür. Sesler seslere, nefesler nefeslere karışır; doğrular yalana bulanır. Gözbebekleri büyür, gözbebekleri küçülür…
Maraz, hiç beklemediği bir anda kendi karanlığında kalan genç bir kadının, Aslı’nın hikâyesi. Aniden tuzla buz olan bir evlilik ve sonrasında büyük bir hızla tersine dönmeye başlayan dünya…” diyor kitabın arka kapak tanıtım yazısında…

Ölüm, aldatılmak, boşanmak, yaşlanmak, aşık olmak, arkadaşlık, aile ilişkileri çevresinde elinizden tutup güçlü olma takıntısı olan bir kadının yürek burkuntularını gezdiriyor roman.

İlişkisini, evli olduğu adamın sorunlu olduğunu fark etmesini, dondurulmuş gıda ya da yoğurt almaktan vazgeçmesini, sırf kendinden 6 yaş küçük diye bir ilişkiye başlamayı istememesini bizden biri gibi okudum.

Mutsuz olduğunuz bir anınızda okumak “benden başkaları da var” demenizi sağlayabilir, ama yazar o kadar gerçek anlatıyor ki, üzüntüden cehenneme düşmüş gibi de olabilirsiniz…

Aklımda kalan cümleler:

“Bir an kendini galaksinin en yalnız insanı gibi hissetti, aklı hizmet dışı kaldığında güvenebileceği kimse yoktu. Beynindeki duvarlarda bir pencere açabilecek, içeriye biraz ışık girmesini sağlayacak kimsesi yoktu.” (s.52)

“ –‘Hayır söylemek istediğim o değil. Oyun oynamaktan nasıl vazgeçtik onu hatırlamaya çalışıyorum.’

  –‘Aşka meşke daldık işte..’ diye özetledi Devrim kısaca.

  –‘İyi bok yedik.’ Aslı’nın bu sözü hepsini kahkahalarla güldürdü.” (s.74)

“Yaşlanmak ise ihtimallerin azalmasıydı. Sahip olamayacağını bilerek bakmaktı etrafa, geçmiş olsun demekti.” (s.141)

“Bir ömür vardı elimizde ve hiçbir şey sığmıyordu içine. Hayat senden bağımsız, başlı başına, apayrı bir canlıydı, bazen seni yutuyordu ve sen içindeyim sanıyordun, işte tam o sırada seni kusuveriyordu.” (s.141)

Bu yazı Oku-Yorum kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir