İspanya Gezi Notları (5)

5 Ağustos 2009 – Çarşamba

Önceki gece otele döndüğümüzde resepsiyondaki görevliden öğrenmiştik tren istasyonuna nasıl gideceğimizi. Madrid’de iki tane tren istasyonu vardı, gideceğimiz yere göre bize tarif edecekti. Toledo’ya gideceğimizi söylediğimizde “Atocha Renfe” istasyonuna gitmemiz gerektiğini öğrenmiştik. Kahvaltımızı her zamanki gibi kuvvetli bir şekilde yaptıktan sonra otelden çıktığımızda saat 9:10’u gösteriyordu. Garcia Noblejas durağından 7 nolu turuncu hatta binip, Pueblo Nuevo’da 5 nolu yeşil hatta aktardıktan sonra Gran Via istasyonunda 1 nolu mavi hatta Valldecarros yönünde giden metroya aktarma yaptık. Atocha Renfe durağında indiğinizde tren istasyonunun içinde buluyorsunuz kendinizi.  “Renfe” devletin sahip olduğu demiryolları şirketinin adı, bizdeki TCDD yani…

Saat 10:20’de Toledo’ya giden bir tren olduğunu gördüğümüzde saatim 10:15 olduğunu farkediyoruz. İstasyon girişinde ,-ray cihazları ile güvenlik kontrolü yapılıyor. Bileti nereden almamız gerektiğini güvenlik görevlisine soruyoruz. Birkaç deneme yanılmadan sonra bilet satış noktasını görüyoruz ki, içerisi çok kalabalık ve bankalardaki gibi sıra numarası ile çalışıyor. O gün için bilet alacaklara ayrı bir sıra, sonraki günler için bilet alacaklar için ayrı bir sıra ilerliyor. Planımızı gözden geçirmemiz gerektiğinden her ikisine de sıra numarası alıyoruz. Danışmadan aldığımız tren saatlerine baktığımızda bir sonraki trenin saat 12:20’de olduğunu görünce, şehrin bir ucunda olduğumuzdan, o saate kadar istasyonda beklememizin ise günümüzün ölmesi anlamına geldiğinden ertesi gün 10:20 treniyle gitmeye ve 15:30 treniyle dönmeye karar veriyoruz. Bilet 9.45 € öğrenci indirimi yok, ama gidiş dönüş aldığınızda ikinci bilet %40 indirimli. Böylelikle kişi başına 15,10 € ile ertesi gün için biletlerimizi alıyoruz. Aklınızda bulunsun renfe’nin web sitesinden rezervasyon yapabiliyor, bilet alabiliyor, en azından tren saatlerini öğrenebiliyorsunuz. (www.renfe.es) Biz Bamtur’un ekstra turuyla gideriz diye düşündüğümüzden araştırmamıştık. Ama bu şekilde fazladan 30 € cebimizde kaldı…

Bileti almanın ardından hemen günün programını çiziyoruz. Öncelikle Palacio Real (Kraliyet Sarayı)’ e, ardından Botanik Parkı’na, sonra Museo del Prado (Prado Müzesi)’ya gideceğiz. Yeniden 1 nolu mavi hatta biniyoruz, bu kez Pinar de Chamartín yönüne… Saray’a en yakın durak Opera durağı ama mavi hat metro buradan geçmiyor, o nedenle Sol durağında inerek Saray’a yürümeyi tercih ettik.

Plaze de Oriente’de biraz dinlenip fotoğraf çekerken Palacio Real’in önündeki uzun kuyruğu gördük. Kuyruk sarayın giriş kapısından başlıyor ve yakınındaki Catedral de la Almudela’nın önüne kadar geliyordu. Calle de Bailén boyunca yürüyerek katedralin hemen karşısındaki Juan Valdez Cafe’nin camında kahvaltı menüsü 1,95 €’ya iki adet kruvasan ve bir adet kahve ilanını görünce, bir kahve içerek kuyruğun ilerleme hızına bakma kararı aldık. Cafedeki garsonun tavrı biz İspanyol halkına karşı uyaran, “masanıza sert bir şekilde tabakları bardakları bırakarak servis yaparlar, hiç gülümsemezler” tavrını yalancı çıkarır tarzdaydı. Hatta o kadar memnun kaldık ki ertesi gün de gitmek için aklımızda yer ettiler… Kahvenin ardından beş dakika gibi kısa bir süre kuyrukta bekledikten sonra, kuyruğu beklemek yerine önce katedrali gezmeye karar verdik.

Katedrali gezdikten sonra kuyruk ilerleyiş hızına göre karar verecektik, bu kadar kalabalıkla karşılaşmayı beklemiyorduk doğrusu ama kuyruk ümit vaadedici bir şekilde ilerliyordu. Saraya girişin 8 € olduğunu öğrenmiştik ama öğrenci için daha indirimli olsa gerek diye düşünerek sormak üzere giriş kapısına ilerledim. Bir İtalyan’a sormuşum, “İngilizce  bilmiyorum arkadaşım Amerikalı o cevaplasın” dedi. Yurtdışında bir başka turistle karşılaşırsanız hemşehri gibi oluyorsunuz, yardımlaşma had safhada oluyor. Birlikte rehber kitap karıştırılıyor, harita inceleniyor… Hele bir Türkle karşılaşırsanız işte o zaman akraba gibi oluyorsunuz… Amerikalı turist, öğrenci indirimi olup olmadığını bilmediğini söylerken hemen arkasındaki kişi Çarşamba günlerinin “halk günü” olduğunu, tüm AB vatandaşları için girişin ücretsiz olduğunu o nedenle bu kadar kalabalık olduğunu söylüyor. Amerikalı turist arkadaşı İtalyan olduğu için yararlanabileceğine fazla uzun sevinemeden peki ya Amerikalılar diye soruyor önce ve sonra Türkiye diyor bana, AB ülkesi mi? Ayak üstü siyasi konulara girmek zaten mümkün olmadığından henüz olmadığını, yakın zamanda da olabileceğiniz sanmadığımı söylüyor ve beklemeye koyuluyorum. Sıra bize geldiğinde öğrenci kimliklerimizi uzatıyoruz gişedeki görevliye, ama o ısrarla kimlik kartımızı görmek istiyor, ısrarla bizden para almak istemiyor! Gayet dürüst bir şekilde ülkemizin AB dışında olduğunu söylüyor ve kişi başı 3,5 € giriş ücretimizi ödüyoruz. Sarayın içinde fotoğraf çekmek yasak ama iç avluda çekebilirsiniz dedikten sonra kilitli dolapların yerini söylüyorlar sırt çantamız için.

Saray Nisan-Eylül döneminde Pazar günleri hariç 9-18 arası açık, Pazar günleri ise 15’te kapanıyor. Bir de tabi resmi törenlerin olduğu zamanlar kapalı. 1931 yılında 13. Alfonso sürgüne gidene kadar kraliyet ikametgahı olarak kullanılmış ama şu anda sadece resmi törenler için kullanıyor Kral Juan Carlos. 2800 odalı olarak yapılması planlanan bu sarayı 5. Felipe eski Mağribi kalesinin yerine yaptırmış. Ama mimar ölünce öğrencisi projenin 1/4’ünü yapmış, saray şimdi 700 odalıymış. Odalar krallık tarzına uygun bir şekilde döşenmiş, ama yer yer çok karamsar bulduk. Çok ciddi bir halı koleksiyonu ve zırh koleksiyonu var. Sarayda en çok etkilendiğimiz üç şey ise aynı anda 145 konuğun oturabileceği resmi yemek salonu (nasıl hizmet edilebilir, tuzluğu uzatsana dese biri, karşısındaki nasıl uzatabilir diye düşündük 🙂 ), süvariler için hazırlanan zırhlar ve devasa eczanesi oldu…

Bir yandan ara sokakları, caddeleri ve meydanları da keşfetmek istediğimiz için yeniden metroya binmedik. Sol meydanına vardığımızda elimize tutuşturulan broşürleri (flyer) almadan geçmemenin faydasını gördük: akşam saat 8’de Calle Mayor üzerindeki Teatro del Arenal’de “Alma Gitana” grubunun Flemenco gösterisine 5€ indirim sağlayacak olan kuponlarımızla gezmeyi planladığımız yerler için bize bir bitiş süresi vermiş oldu. Carrera de San Jerónimo boyunca yürüdükten sonra Plaza de las Cortes’e oradan da Paseo del Prado’ya vardık.

Real Jardin Botánico (Botanik Bahçesi)’nun kapanış saatini 17:00 olarak hatırladığımızdan ve ekipteki arkadaşlarımızdan birinin uzmanlık ve ilgi alanı olmasından dolayı öncelikle Botanik Bahçesine gittik. Giriş 2 €, öğrenci ise 1 €. Kimliklerimizi ve 3 €’yu uzattığımız görevli 3 €’umuzu geri uzatıp ücretsiz girmemizi sağlayan biletten kesiyor. Bunun neden olabileceğine dair varsayımlarımızın en kuvvetlisi bitki genetiği çalışan arkadaşımın kimliğindeki PhD öğrencisi ve Botanik kelimelerinin etkili olduğuydu.

 Girişte solda tuvaletlere giden yol üzerinde su ve kola makineleri görünce burada da 1 YTL’lerimizi hazırlıyoruz. Burada su daha ucuz 0,60 €. Aragones’te durduğumuz bir noktada eski bir kola makinesinde 1 YTL’yi kola almaktan da vazgeçerek 2 € dönütürdüğümüzden beri bugün Madrid’de ilk denememizi yapıyor ve başarılı oluyoruz. Yine yenileri yani 1 TL’leri kabul etmediğinden elimizde kalan 5 adet eski 1 YTL’ler ile 5 su alıyor ve 1,40€’dan 7€ paraüstü alıyoruz! Botanik bahçesinin hayal ettiğimizin çok altında kalmasına karşın bu ticaret bizi memnun ediyor. Bitki türlerinin adları var ancak kendileri yok yalnızca Zengin Çam ağacı ve Zeytin ağacı türleri mevcuttu gördüğümüz kadarıyla, botanik ve bitki meraklıları Bahçeköy’deki Atatürk Arboretumu’nda çok daha farlı türde ve bakımlı bitkiler görebilirler bence… Arkadaşımız bahçeyi daha detaylı gezerken biz biraz gezdikten sonra İspanyolların siesta geleneğine uyduk ve banklarda dinlenmeyi ve uyuklamayı tercih ettik.

Ardından bahçenin hemen yanındaki Museo del Prado’ya gidiyoruz. Salı – Pazar günleri 9 – 20 arası açık olan bu müzeye giriş 8 €, 25 yaşın üstündeki AB öğrencisi 4 €, 25 yaşın altındaki AB öğrencisi ücretsiz. Ayrıca saat 18-20 arası ve pazar günleri de ücretsiz. Saat 16:30 sularında gidip öğrenci kimliklerimizi gösterdiğimiz bu sitede işimiz yaver gidiyor ve ekipten 2 kişi 25 yaşın üstünde ve hiçbirimiz de AB vatandaşı olmamamıza rağmen giriş biletimiz 25 yaş altı AB ülkesi vatandaşı öğrenci bileti kesiliyor ve dünyanın 4. büyük sanat müzesine ücretsiz giriyoruz! Bugün ekonomik anlamda şans bizden yana… Burada da fotoğraf çekmek ve sırt çantası taşımak yasak olduğundan gezmemiz görece daha rahat ve hızlı oluyor… Neo-Klasik tarzda inşa edilmiş ve 1819’dan bu yana ağırlıklı olarak İspanyol ressamların eserlerine yer veren müzeyi tamamen, her resme ve heykele hakettiği zamanı ayırarak gezmek kısıtlı sürede imkansız… Ya hızlıca gezeceksiniz tüm eserleri göreceksiniz ya da belli eserleri göreceksiniz. Biz hızlıca gezerek tüm eserleri görmeyi ve önemli eserlerin önünde daha fazla zaman geçirerek yaklaşık 2,5 saatte gezdik. Goya, El Greco, Velazquez, Rembrant’ın en güzel eserlerini yakından görmek heyecan verici…

Saat 19:30’da Teatro del Arenal’de olmak için gayret gösteriyoruz ki bilet alabilelim. 5 € indirim kuponlarımızı vererek 13 €’ya yaklaşık 1,5 saat süren ve deneysel Flamenco olarak adlandırdıkları bir gösteri yapan ekibi izliyoruz. Geleneksel giysiler yerine günlük kıyafetlerle çıkıyorlar sahneye, tamamı çingenelerden oluşuyor ekibin. Sahne hakimiyetleri, şov sırasında konuşkanlıkları ve sohbetleri eğlenceli. Seyirciyi de şova dahil ediyor, ritm tutmak için şef sizi de yönetiyor. Şovun sonunda ise geleneksel giysilerle flamenko yapıyorlar. Tek kelimeyle muhteşem bir şovdu. Geleneksel şov iyice turistik amaçlara dönüşmüş ve her tarafta 10 dakikalık sürelerde ssatılırken farklı bir şey izlemek ayrı bir keyif.

Flamenco gösterisinin ardından rehberimizin önerisiyle bir tür Endülüs çorbası olan Gaspacio denemek üzere, Gran Via üzerindeki Zahara’ya gidiyoruz. Soğuk domates çorbasının içine sebzeler ve ekmek karıştırılarak servis edilen bir çorba bu. Ben denemiyorum ama diğer iki arkadaşım deniyor, sonuç pek de damak tadımıza uymadığı yönünde… zaten o gün Endülüs usulü olanından kalmamış, belki de ondandır… Gran Via ünlü mağazalarla dolu… ama saat 9’da kapanıyor, ertesi gün biraz daha erkek bu caddeye gelirsek belki alışveriş yaparız diyerek Callao’ya varıyoruz. Saat daha erken sokaklarda kaybolalım biraz diyerek Güneş Meydanı (Plaza del Sol)’ndan ara sokaklara dalıyoruz. Gece Klüpleri yeni yeni açılmaya başlıyor saat 12’de.. Latin müziği ağırlıklı çalıyorlar genelde ama bir caz barın önünden geçerken müziğe kapılıyoruz, bir de bakıyoruz ki ayaklarımız bizi Plaza de Sta Ana’ya getirmiş.

Meydana cafelerin masa ve sandalyeleri çıkmış, sokak müzisyenleri şarkılar çalıyor. Boş masa bulmanın neredeyse imkanı yok. Bu güzel atmosfere Penthouse Otel’inin mor ışıklandırması ile katkısı büyük. Meydanı sonraki seferde bulmamız için aklımızda bir mihenk oluyor. Biraz müzik dinledikten sonra yeniden bu kez farklı bir yoldan yürüyoruz Gran Via istasyonuna. Artık ezbere bildiğimiz 5 numaralı yeşil hatta bindik. Pueblo Nueva’da 7 numaralı hatta aktarma yaparken rehberimizle karşılaşarak Garcia Noblejas’tan otelimize ertesi gün gerçekten Toledo’ya gitmek istiyorsak erken kalkmalıyız diyerek yürüdük..

Bu yazı Gezi-Yorum kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir