Hakkımda

1983 yılı Mayıs ayında Ankara’da doğdum. İlkokul öğretmeni bir anne, inşaat mühendisi bir babanın ikinci çocuğuyum. 3,5 yaşında biraz annemi özlemekten, biraz da babaannemin hastalığından, en çok da huysuzluktan anaokuluna başladım. 2 yılın ardından öğretmenimin Van’a tayininin ardından okul müdürüne kafa tutup ben öğretiyim isterseniz artık her şeyi biliyorum; tam iki kez yaptım dediğimde ikna ettim hem müdürü hem annemi: Anaokulu bitip, onların tanımıyla baba okuluna yani ilkokula 5,5 yaşında başladım. Öncesinde babaanneme resimli kitaplara bakarak uydurduğum öyküler saymazsak Kasım 1988’den beri okuryazarım.

1988 – 1993 yılları arasında annemin öğretmenim olduğu yarı şanslı yarı şanssız bir ilkokul hayatı geçirdim Fevzi Atlıoğlu İlkokulu’nda. Şanslıydım annemle birlikteydim, şanssızdım, evde ilgilenilmek üzere hep sonraya bırakılıyor evde de ev işleri arasında kaynıyordum. Halk oyunları, müzik, edebiyat ilgim ilkokulda başladı. Belki anaokulunda da vardı ama hatırlamıyorum. İlkokulda ilçenin en iyi şiir okuyan ilkokul çocuğu seçilmiştim mesela…

O zamanlar Anadolu Lisesi sınavları ilkokul sonrası yapılıyordu. Çok önemsemediğimden mi yoksa kendime çok güvendiğimden mi bilmem çalışmadım, haylazlık yaptım… Nasılsa okul birincisiydim. Ama öyle olmuyormuş, kazanamadım. Hemen araştırmalar yapıldı, yeni açılan, eve de yakın olan makul ücret talep eden bir özel okula yazıldım.

1993 – 1997 yılları arasında Özel Alp Lisesi’nde ortaokula devam ettim. İngilizceyi öğrenmeye orada başladım. Küçüklüğümde Side sahillerinde nasıl anlaştığımı hatırlamadığım yabancı arkadaşlarımı saymazsak, yabancı dil bilmiyordum o zamana dek. Halk oyunları ve edebiyat devam etmiş, okul bandosunun joker trampetçisi olmuştum. Gerektiğinde davula ve zile transfer ediliveriyordum. Tiyatro eklenmişti bir de ilgi alanlarıma. Sadece izlemekten vazgeçip oynamaya başladığım; 14 yaşında 70 yaşında, kör bir doğulu nineyi başarıyla canlandırdığım ilk oyunum dün gibi… Tüm bunlara rağmen ortaokulu birincilikle bitirdim. Biraz bunun verdiği rahatlıkla bu sefer de Fen Lisesi sınavları havaya uçtu…

Şanslıydım, 1997 – 2000 yılları arasında liseyi aynı okulda başarı bursuyla ücretsiz okuma hakkı kazandım. Unutulmaz, birbirinden kıymetli insanlarla tanıştım, gelişimime çok katkıları olan öğretmenlerim oldu. Üniversiteyi kazanmak için okul yetmediğinden lise 2’de başladım dershaneye. Abimden tanıdığımız ve başarısı ailece onaylı olan dershane seçilmişti yine… Efsane bir matematik öğretmeniyle tanıştım ve desteklendim orada da. Liseyi birincilikle bitirdim.

Tüm sosyalliğime rağmen ülkenin prestijli okullarından birini Orta Doğu Teknik Üniversitesi’ni kazandım. 2000 – 2005 yılları arasında İktisat bölümünde okudum. 1 dönemde bitirilen hazırlığın ardından Şubat 2001’de bölümde derslerim başladı. Tüm çabama rağmen 1 derse kurban oldu 3,5 yılda bitirme sevdam, Ocak 2005’te bitirdim. Hukuk’tan kalıp Diferansiyel Denklemler dersi alan tuhaf bir öğrenciydim. Klasik Türk Müziği, Fotoğrafçılık, Gökbilimi ilgi alanım oldu üniversitede. Kadın çalışmaları, kadının ekonomideki yeri, iktisadi düşünce tarihi ve feodalizmden kapitalizme geçiş özellikle ilgi alanıma giriyordu. Tavşan çiftliği fizibiliteleri ve girişimci ruhu saymazsak…

2004 Temmuz – 2005 Ocak arasında henüz öğrenciyken, tatilde başlayıp ekonometri dersi için okula giderken girişimcilik ve iş kurdurma destek danışmanlığı, araştırma ve fizibiliteleri yapan bir şirkette çalışmaya başladım. Daha çok işi öğrenme amacıyla gittiğim için başlarda yoğun tempo, düşük ve düzensiz harçlık beni rahatsız etmezken okul bitiminde işten de kendi istediğimle ayrıldım. Ancak patronum yol gösterici ve desteklerini hiçbir zaman esirgemedi.

2005 Temmuz’dan beri iş için taşındığım hep sevdalısı olduğum İstanbul’da yaşıyorum. Ülkenin önde gelen kurumlarından birinde denetçiyim.

2010 Haziran’ından beri bir hala, 2011 Haziran’ından beri ise evliyim.

Doğa yürüyüşleri, fotoğraf çekmek, Arjantin Tango, dalış, puzzle yapmak, sudoku çözmek severek yaptığım şeyler. Okumak, yazmak, gezmek, yemek, içmek, eğlenmek, arkadaşlarımla vakit geçirmek ise söylemeye bile gerek yok…

Ailem aslen Eskişehir Sivrihisarlı diye mi bilmiyorum, kendimi hep Sivrihisarlı hissettim. Adını sivri kayalarından alan o güzel, yalnız kasaba da geçti okul tatillerim. İstanbul’a taşındığımda ise Ankara’yı özledim… Şimdilerde kendimi İstanbullu hissetmeye başladım.

Bozkır çocuğuyum… Denize ve yeşile hasret topraklarda doğmak, yaşamak mı bu kadar sevdalı kıldı beni doğaya bilmiyorum. Yolum bozkırlardan geçse de neyse ki denizlere çıkıyor sokaklar…